29 Nisan 2008 Salı

Bu İnternational Weekendler Bir Harika :):):)














işte bir uluslararası haftasonu daha:) bu kez spring lake parkta. bu resimde en son etkinliğimizden. en soldaki Luis Meksikadan yanında ben sonra Muhammed Endonezyadan en sonda da bölgenin en tatlı çifti Greta İtalyadan yanında da USA li erkek arkadaşı( 6 aydır çıkıyolar maşallah:) Luke.
evet günler ilk önce perşembe günü Cleonun gelip bizi almasıyla başladı. açıkçası evde iki kişi kalıcak olmak zaten çok olmayan içimdeki heycanı iyice çökertmişti. Ne bilim ben ailede tek olmayı seviyorum o zaman daha ilgili oluyorlar iletişim de daha yakın oluyor. Üstüne bir de arabada Muhamedin olduğunu görünce 3 öğrenci mi? bu haftasonu cidden kötü geçicek galiba oldum. Beklentinin olmaması beklentilerin olmasından iyidir. No expectations is good expectations. eve gittiğimde Greta ve Mark bizi karşıladı. Evleri güzeldi. Bizim eve göre büyük ve çok daha düzenli. Bir sürü ülkeden bir çok eşya var. geldiğimde bir de Luisin de bizle kalcanı öğrendim. anlicanız 4 kişi olucaktık:D:D Yüz ifademi tahmin edersiniz. Neyse o akşam güzel geçti güzel bir yemek pişirilmişti tavuklu peynirli birşey. Tadı baya güzeldi. Ama haftasonu boyu yedimiz son ev yemeğiydi:D:D Aşağı katı gösterdi bize mark. bildiğin koca bir sinema salonu. yani büyük değil. normal bir oda düşünün. ama önde arkada ikişer çift koltuk arkadaki birleşik öndeki 3 ayrı. hepsi bizim evdeki baba koltuğundan( şu ayak kısmı açılıp nerdeyse yatıyo hale gelebilen sallanan koltuklardan) bikaç da taşınabilir koltuk var. koca bir tv. üstüne bir de projektör dev bişi bi ekran indiriyosun tvnin 2 katı o da film izlemek için. oda sinema salonu gibi dekore edilmiş. perdeler var, film çekmeceleri, koltuklar ve aşağı inerken de duvarlarda film afişleri var bir çok değişik filmin. okadar hoşuma gitti ki. hele bir de surround systemları var ki bildiğin filmin içindesin. sinamanın 10 da biri bir oda ama aynı ses sistemi. neyse yemeğe kadar aşağıda Wii oynadık. süper bi oyun sistemi wii ya. vidyo oyunu gibi öle oturmuyosun. boksa yapıyosan bildiğin kolarını çalıştırıosun. bowlingse bildiğin topu atarkendi her hareketi yapıosun. Tenis desen acayip zevkli bildiğin topa vuruyo gibi yapman lazım ve hızını ve gücünü bile ayarlamalısın. çok zevkliydi. sonra yemek yemekten sonra da Güzel ve Çirkin müzikalini izlmeye okula. Sölemem gerek çok güzel bir müzikaldi. Nasıl yapmışlar bilmiyorum ama kostümler ve dizaynlar harikaydı. Oyunculukları bizim Rosevilldeki lerden kötüydü sesleri de. ama yine de zaten hep çok sevmişimdir o hikayeyi disneyin favorilerimden. Gretayla yanyana denk geldik biyandan da birbirimizi tanımaya başladık çok ilginç bulmaya başladım onu. Bana çok benziyor ve insanlar bizi birbirimize de benzetiyor benzemesek de aynı saç biçimi ve rengi olunca. Neyse izledik çok güzeldi resimleri facebookda kıyafetlere özellikle çok dikkat edin:) Sonra çıkışta topluca birinin evindeki partiye gittik. Giderken orda birini gözüme kestiremeden edemedim. Pembe saçları olunca tabi:D Sonradan isminin Phill oldunu örendüğüm şahıs. Gidip direk saç rengini sevdim dedim Luke da ordan klasik oğlan davranışını sergiledi ooooooo. Valla söylemesem içimde kalırdı:D Parti de güzeldi. Bilardodaki yeteneksizliğimi sergiledim gene:D:Dsonra Catch the prase oynadık tabu gibi ama daha az kompleks. sadece kelimeyi anlatman gerekiyo süre bipbip lemeye başlamadan. Bildiğin stres oluosun çok zevkliydi. Akşam baya zevkli geçti. en kötü sahne dart oynarken oklardan birini kırmam bir de oyunda kendi attığım atışı silcem derken tüm oyunu silmem oldu:D:DPhill ve Luke biraz afferim tüm oyunu sildin yane şeklindeydi ben de şey özür hehe ben de gidiodum ztn şeklinde sıvışan insandım:D:Dbence o bile komikti. Akşam 12 De eve gittik parti de bitiyodu yavaş yavaş. Doğru yataklara modu. Uyumadan önce saatlerce Gretayla sohbet etme olayı var tabi. hiçbir akşam 1 den önce uyumadık. hep konuşcak bişiler vardı. o akşamın konusu Phil ve Luke tu tahmin edersiniz ki:P okadar benzioruz ki Gretayla:)
ertesi gün cumartesi harika kokularla başladı. önce Greta sonra ben duşa girdik. ben hazırlanıp aşağı indiğimde millet kahvaltıyı götürmeye başlamıştı. sosisler ekmekler bisküviler omletler harikaydı. buraya geldiğimden beri yediğim en zengin ve en lezzetli kahvaltıydı :):) beni tanıyanlar mideme ve uykuma düşkün oldumu bilirler. uykudan fedakarlık ettik ama yemekten de etcek diliz ya:P sonra hazırlanıp itfaiye ve polis binasını gezmeye gittik. afs için özel ayarlamışlar. nerede hasettikleri her şeyin nasıl çalıştığı nasıl ulaştırıldığı gibisinden. bolca fotoğraf çektik. en üzücü an şu hayalet avcılarındaki gibi aşağı kaydıkları bi boru var ya ona izin vermediler aslında çok çalışma gerektiriomuş kendine zarar verebilirmişsin bi de onlar bile kullanmıomuş zaten. üzüldük Gretayla tüm sabah nasıl şirin şirin bakar da ikna ederiz die uraşmıştık:P bir de gezi yapılırken itfaiyeye nasıl yardımcı olabiliriz sorusuna cevap odanızı düzenli tutun girişlere eşya yığmayın çünkü içeri girdiklerinde çoğu zaman hiçbir şey göremiyor oluyorlar eşyalar düşmelerine sebep oluyorlar dedi. yangın olduğunda odamın halini düşündüm de...düşünmesem daha iyi sanırsam oldum:S
aslında arada pikniğe gitmek vardı ama hava çok souktu ve yağmurla karışık kar yağıyordu. biz de topluca Shannon un evine gittik. okadar dev bir evleri var ki. evde her türlü teknoloji de var. ama sanki aileyle çocuklar ayrı yaşarmış gibi her zengin ailede gördüğüm gibi Amerikada. evin üst katında kedilere ait bi oda var. yeni yavrulamış kedilerden biri. tam 5 tane yavru birbirinden şirin kedi vardı. ben en çok bıyığı varmış gibi burnunda siyah bir işaret olan kediyi sevdim. onu ilginç bulduklarında da onun adı Hitler dedim herkes koptu:D Europe trip adlı filmi izledik. trenle Avrupada geziniolardı aklıma bizim yapmayı planladımız gezi geldi topluca izlemek çok zevkliydi:P sonra akşamki Amerikada 50ler partisine hazırlanmak için eve döndük. Bizi Luke getirdi eve arabasıyla. Acayip geyik bi tip ya. bizi zorla dans ettirdi şarkı sölettirdi yoksa arabadan inmek zorundasınız die. sürekli de Gretayla tatlı tatlı atışıyolar okadar tatlılar ki ya siz birbiriniz için yaratılmışınız diesim gelio çok özeniorum onlara:):) neyse eve geldik Greta ben süslendik bi güzel. köpüşlü etekelrimizi tshirtlerimizi giydik. yazı tura yaptık pembe etekte ikimizin de gözü olunca o kazandı. ama ben de güzel bulüzü aldım bir de yeşil eteğimle uyan bir kolyesi vardı gretanın onu bana ödünç verdi giyim die. cuk oturdu. saçımızı da topladık kurdeleleri taktık. herkes giyindi. yukardaki resim son halimiz:) bütün akşam dans ettik yarışmalar yaptık. çok güzel hazırlamışlardı. ben sakızdan balon yapma ip atlama 50 ler gibi giyinme yarışlarını kazandım bir tek hulahup yarışını bişi yapamadım o da belimde çeviremedimden elimde olsa neyse :P sonra herkes birer tshirt yaptı herkese imzalattık. Luke bana masadayken ispanyolca bişey sordu sonuna phil ekleyip. ben hiçbir şey anlamadım tabi. ha? diyince de nothing dedi geçiştirdi. aynı masada oturuoduk da topluca yemek yerken. sonra tshirti imzalarken hey you are so cool we should chill out before you go back. ps: i can bring Phill yazdı. ben de sırıttım. gün sona erdinde de Gretaya mesaj attı Melike okumuş mu diye. ben de okudum getirsin dedim( bak sen kızaaa) son 2 ayım kalmış şurda onda da eğlenmek hakkım diye düşündüm. bilmem doğru mu yaptım yanlış mı ama gerçekten çok iyi çok tatlı çok eğlenceli insanlar. hepsini ayrı ayrı çok sevdim. anna afslilerle birlikteyken sen çok deişik oluosun dio çok başka çok sosyal oluyosun anlamında. evet çünkü onların yanında rahatım beni anladıklarını biliyorum aramızda ortak bir şey olduğunu görebiliyorum. ve rahat ve kendim oluyorum. o deli dolu anca en yakınlarımın bildiği insan... fazlaca olgun ve izleyen insan yerine...
ben kendimi olduğum gibi seviyorum...ve son zamanlarda farkına varuyorum ki ben az ve öz arkadaş edinmiş olsam da bu yıl bence en azından benim edindiklerim dürüst canayakın ve beni gerçektenseven insanlar yanlarında kendim olabildiğim insanlar...evet herkesle dışarı gidip gezemedim her haftasonum dolu dolu geçmedi ama kendimden hiçbir şey kaybetmedim. tam aksine kendime bir şeyler kattım. bu da doğru yolda olduğumu gösterir benim inancım bu...kim ne derse desin...

17 Nisan 2008 Perşembe

Sportif Olcaz Dedik Haşatımızı Çıkardık:D


Centennial Haftasonundan Bir Resim:)
Dün kendimi aştım. cidden aştım. öncelikle okul ogün geç başladığı için sabah erkenden kalkmak yerine 1 2 saat daha uyuyup sonra okula bisikletle gitmek işime geldiğinden uyudum. saat 10 10 da 4 km lik bisiklet turuma başladım 10 25 te okuldaydım. çok hoş bir gündü. hava sonunda ısındı. ısındı dediğim 10 derece ama bilseniz ne kadar sıcak geliyoo sanki 27 lerde:D üstüme ceket aldım ama gene de bisikletle gidicez ya. güzel bri yolculuk oldu. bisikletimi bağladım. tüm gün okulda normal bi gün yaşadım. sadece 3 derse girdik. 3 ü de sıkıldığım derslere denk geldi en sevdiğim 2 ders yoktu yani anatomi ve forensics. akşama bezgin ve yorgundum. herkes de farkındaydı uyan felan diyordu. Tam doğanın bana bir kıyak çekip track in bugün kolay ve kısa olmasını dilicekken asılı olan track çizelgesini gördüm. 6 km normal hızda koşu. Favorim Baka.
Koşu bitmek bilmedi. 1 haftadır da antremansız olmanın bedellerini arkada kalarak ödedim bitürlü yakalayamadım. nerdeyse kayboluyordum ki kızlardan biri sakatlandı ona yetiştim onunla birlikte koştuk sonunu. ama bildiğiniz 6 km yi durmadan(ışıklar bile bana kıyak geçmedi bu sefer ya hep mi yeşil olurmuş tüm arabalar mı geç diye kıyak çekermiş :D.D) koştum. Pestilim çıktı. üstüne her zamanki gibi mekik şınav esneme kelebek hareketleri ondan önce de kısa mesafeli değişik koşular...yarimden kalkasım yoktu ama ordan da bıraktığım köşeden bisikletim daha yolumuz var hadi diyodu. üstümü değiştim kaskımı taktım herşeyi hazırladım yola çıktım. hayatımın en uzun 4 kmsiydi diyebilirim:D:D ama sonuçta okula mümkün olduğunca bisikletle gitmeye karar verdim. kaytarma şansın yok, sana artı bir hareket özgürlüğü sağlıyor istediğin yere gidebilirsin ve bisiklete binmeyi gerçekten çok severim küçüklümden beri:)
Pazartesi günü Frank benim için eski bisikleti tamir etti. Yeni bir sele bile aldı. ama arada bir eski selemi özlüyorum. kadın anatomisine uydurdukları seleler varmış. harika bir sele ama ben heralde davranışlarda olduğu gibi anatomide de kadın dilim:S:S
Ama okadar mutlu oldum ki Thomasın odasına ilk taşındığımdaki gibi bir histi...Sana ait dilediğin gibi kullanabileceğin bir şeyin olması onun özgürlüğü...Yani aslında yarı ait ama yine de öyle bir his işte anlatması zor:)
Bu sabah kalktığımda yogunlukta ölüyrodum...Kafamdaysa nolur biraz daha uyuyim hissi...vücut alışkın değil tabi bukadar egzersize...O yüzden bildiğiniz evde kaldım ve uyudum...Saat 11 30 a kadar da kalkamadım...Ama iyi geldi arada bir okula gitmemek iyi oluyor...Gerçi burda sadece 5 gün hakkın varBaka ben doya doya harcadığım 15 günü özlediiiiim :):) Thomas değerini bil benim yerime de kullan:P
Hayat Rosevill de halen devam ediyor...Haftaya perşembe yeni bir international weekend var aynı Centennnial haftasonu gibi bu kez de spring lake haftasonu. Cuma günü başka bir okula gitme cuma akşamı cumartesi günü eğlenme...ama bu kez afs den bir öğrencinin ailesiyle kalıyorum o host sisterım olucak:) çok iyi bir kıza benziyor bakalım anlaşabilcekmiyiz. umarım anlaşıcaz çünkü aynı yatağı paylaşıcakmışız :S gece kendimi yerde bulmak istemiyorum:):)
son bir dilek: Lütfen Alois gelmesin...
16 Afs örencisiysek zor bir ihtimal ama işte tek dileğim bu haftasonunun da önceki gibi çok ama çok eğlenceli geçmesi:):)
Bakalımmm...hiç beklenti yoksa sorun da yok...no expectations no problems...

11 Nisan 2008 Cuma

Bana Bir Uğur Lazım


inanabiliyor musunuz ben yaklaşık 17,5 yaşında boylu poslu(tamam boysuz ama artık poslu öhöm yane) eh artık büyümüş oldunu kabul ettiğiniz insan bikaç hafta önce Cub adlı markete ziyarete gidip lens solüsyonu alırkene yanına bir de peluş tavşan ekledi. nasıl mı? aynen şöyle
markette etrafa bakınır zaman geçiriken bir anda gözleri şirin mi şirin tatlı mı tatlı mor mu mor (evet hem de bizim ailenin uğursuz moru) bir tavşancık ordan bana bakmıyor mu. pembesi de vardı ama ilk kez mor pembeye baskın geldi. beni tanıyanlar bunun dünyanın tersine dönmesi kadar abzürt bişi oldunu gayet iyi bilirler. evet aldım kabul ediyorum bir peluş için çok da ucuzdu ve evet mor. o yüzden adını uğur koydum. Thomas bilmiyordur ama o odamda yatağımda birlikte yattığı köpek peluş benim yatak arkadaşımdır. alındığından beri onsuz uyuduğum olmadı. nedense böle mıncıklayıp sıkıştırması çok zevkli ve hatırlattığı onca kötü anıya ramen hala bana güven verir. şimdi onun görevini uğura devrettim. buraya resmini koymak istiyorum hepiniz tanışın:):)
bu haftanın olaylarına gelince. tüm hafta boyu çeşitli nedenlerle tracki astım yok astım çok kaba duruyo hele annem okurken bunu yazmak can sağlığı açısından tehlikeli. tracki kaçırdım. eve gelip koştum tabi...bazı günler...ama haftaya çok iyi başlicam bu haftasonu iyi bi antreman beklio beni...puff
okul bu hafta durgun geçti. her zamanki olaylar. dersler felan. Dan buara sınıfta başka bikıza daha takılmaya başladık rekabet ortamı oluştu. kızla biz de konuşuyoruz ama arada bir ben onları o bizi gözetliyor. düşmanca diil de o benim arkadaşım banane yaa şeklinde. en azından ben öyleyim. hala anatomi dersinde aynı insanı gözlemliyorum ve işin ilginç yanı her sabah kendime bi güzel özenir oldum. ben saçını başını yapan ve kalem çeken bir yaratık haline geldim. küpedir kıyafet seçmedir. hiç bana göre değil ama artık Başkent bilkent ve amerika üçlüsünü kaldırabilmek için en azından bana biraz kendime güven gerek. di mi?
haftanın en ilginç olayı dünkü çorbaydı. beni tanıyanlar bilir. karaciğerden gerçekten nefret ederim açıkcası yiyemem. ama beni tanıdığını düşünen insanlar buraya geldiğimden beri beni brokoli yerken bulduklarından beni tanıdıklarından şüphe etmeye başladılar. özellikle öz be öz annem. ama karaciğer...brokoliden de azılı bi düşman
neyse çorba yapıldı ve içinde tavuk ciğeri parçaları var. farkettim ki nekadar çiğnerseniz bir yemeğin tadını okadar çok alırsınız. çorba karaciğer parçaları hariç harika. ben de bildiğin çiğnemeden löp löp ciğerleri yuttum:D:D sonra da caanım çorbayı içtim Frank yüzünde muzip bir gülümsemeyle beni izliyordu biyandan da. ee nasıl beğendin mi dediğinde ''eh bayıldım diyemem aslında hoşuma gitti de diyemem ama katlanılabilir'' cevabını verdiğimde çok ama çok güldü. hayatımda ilk kez başka bir evde yemeğin katlanılabilirliği konusunda dürüst oldum. vallahi brokoliyi bile güzelce yiyorum. ama bunu söylemek zorundaydım. gerçekten:D:Dayrıca Frank harika bir aşçı bunu da eklemeliyim. sorun onda değil. karaciğerde. grrrr
hava bir türlü ısınmıyor. bazen hala günler uzun geçiyor ama dersler hala çok zevkli. hele foransics ve anatomi favorilerim. birinde Dan birinde Luey olunca. anna bile buaralar daha katlanılır çünkü o da gerçekten konuşmaya ihtiyaç duyduğunda konuşabildiği insan benim. Yarın da 1 aylık aradan sonra Ezgiyle buluşup bi kaybolma deneyimi yaşicaz. çünkü şehrin dışındaki Mall Of Amerikaya gidicez. şu insanların taa new yorktan çocuklarını alıp 3 aktarmalı uçakla geldikleri yer. onun yerine disneylanda gidin benim tavsiyem madem 3 uçağa razısınız. bu hikaye de Ruth dan. anlattığında hepimizin ağzı bi karış açık kaldı. insanlar ya deliii ya manyak.
Keşke daha küçük bir okulda olsaymışım Thomas haklı...ama bu da bir deneyim...Belki de bu senem süper geçse okumak için Amerikada kalırdım o da benim için hayırlı olan olmazdı. Ben bunun da bir nedeni olduğuna inanıyorum. Hem nolucaksa olsun sadece 2,5 ay kaldı. bana kalan bu zamanı güzel ve iyi değerlendirmek:)
eğer okuyorsanız küçük de olsa yorum bırakın olur mu? bazen kendi kendime yazıyor gibi hissediyorum garip oluyor:S:S