29 Nisan 2008 Salı

Bu İnternational Weekendler Bir Harika :):):)














işte bir uluslararası haftasonu daha:) bu kez spring lake parkta. bu resimde en son etkinliğimizden. en soldaki Luis Meksikadan yanında ben sonra Muhammed Endonezyadan en sonda da bölgenin en tatlı çifti Greta İtalyadan yanında da USA li erkek arkadaşı( 6 aydır çıkıyolar maşallah:) Luke.
evet günler ilk önce perşembe günü Cleonun gelip bizi almasıyla başladı. açıkçası evde iki kişi kalıcak olmak zaten çok olmayan içimdeki heycanı iyice çökertmişti. Ne bilim ben ailede tek olmayı seviyorum o zaman daha ilgili oluyorlar iletişim de daha yakın oluyor. Üstüne bir de arabada Muhamedin olduğunu görünce 3 öğrenci mi? bu haftasonu cidden kötü geçicek galiba oldum. Beklentinin olmaması beklentilerin olmasından iyidir. No expectations is good expectations. eve gittiğimde Greta ve Mark bizi karşıladı. Evleri güzeldi. Bizim eve göre büyük ve çok daha düzenli. Bir sürü ülkeden bir çok eşya var. geldiğimde bir de Luisin de bizle kalcanı öğrendim. anlicanız 4 kişi olucaktık:D:D Yüz ifademi tahmin edersiniz. Neyse o akşam güzel geçti güzel bir yemek pişirilmişti tavuklu peynirli birşey. Tadı baya güzeldi. Ama haftasonu boyu yedimiz son ev yemeğiydi:D:D Aşağı katı gösterdi bize mark. bildiğin koca bir sinema salonu. yani büyük değil. normal bir oda düşünün. ama önde arkada ikişer çift koltuk arkadaki birleşik öndeki 3 ayrı. hepsi bizim evdeki baba koltuğundan( şu ayak kısmı açılıp nerdeyse yatıyo hale gelebilen sallanan koltuklardan) bikaç da taşınabilir koltuk var. koca bir tv. üstüne bir de projektör dev bişi bi ekran indiriyosun tvnin 2 katı o da film izlemek için. oda sinema salonu gibi dekore edilmiş. perdeler var, film çekmeceleri, koltuklar ve aşağı inerken de duvarlarda film afişleri var bir çok değişik filmin. okadar hoşuma gitti ki. hele bir de surround systemları var ki bildiğin filmin içindesin. sinamanın 10 da biri bir oda ama aynı ses sistemi. neyse yemeğe kadar aşağıda Wii oynadık. süper bi oyun sistemi wii ya. vidyo oyunu gibi öle oturmuyosun. boksa yapıyosan bildiğin kolarını çalıştırıosun. bowlingse bildiğin topu atarkendi her hareketi yapıosun. Tenis desen acayip zevkli bildiğin topa vuruyo gibi yapman lazım ve hızını ve gücünü bile ayarlamalısın. çok zevkliydi. sonra yemek yemekten sonra da Güzel ve Çirkin müzikalini izlmeye okula. Sölemem gerek çok güzel bir müzikaldi. Nasıl yapmışlar bilmiyorum ama kostümler ve dizaynlar harikaydı. Oyunculukları bizim Rosevilldeki lerden kötüydü sesleri de. ama yine de zaten hep çok sevmişimdir o hikayeyi disneyin favorilerimden. Gretayla yanyana denk geldik biyandan da birbirimizi tanımaya başladık çok ilginç bulmaya başladım onu. Bana çok benziyor ve insanlar bizi birbirimize de benzetiyor benzemesek de aynı saç biçimi ve rengi olunca. Neyse izledik çok güzeldi resimleri facebookda kıyafetlere özellikle çok dikkat edin:) Sonra çıkışta topluca birinin evindeki partiye gittik. Giderken orda birini gözüme kestiremeden edemedim. Pembe saçları olunca tabi:D Sonradan isminin Phill oldunu örendüğüm şahıs. Gidip direk saç rengini sevdim dedim Luke da ordan klasik oğlan davranışını sergiledi ooooooo. Valla söylemesem içimde kalırdı:D Parti de güzeldi. Bilardodaki yeteneksizliğimi sergiledim gene:D:Dsonra Catch the prase oynadık tabu gibi ama daha az kompleks. sadece kelimeyi anlatman gerekiyo süre bipbip lemeye başlamadan. Bildiğin stres oluosun çok zevkliydi. Akşam baya zevkli geçti. en kötü sahne dart oynarken oklardan birini kırmam bir de oyunda kendi attığım atışı silcem derken tüm oyunu silmem oldu:D:DPhill ve Luke biraz afferim tüm oyunu sildin yane şeklindeydi ben de şey özür hehe ben de gidiodum ztn şeklinde sıvışan insandım:D:Dbence o bile komikti. Akşam 12 De eve gittik parti de bitiyodu yavaş yavaş. Doğru yataklara modu. Uyumadan önce saatlerce Gretayla sohbet etme olayı var tabi. hiçbir akşam 1 den önce uyumadık. hep konuşcak bişiler vardı. o akşamın konusu Phil ve Luke tu tahmin edersiniz ki:P okadar benzioruz ki Gretayla:)
ertesi gün cumartesi harika kokularla başladı. önce Greta sonra ben duşa girdik. ben hazırlanıp aşağı indiğimde millet kahvaltıyı götürmeye başlamıştı. sosisler ekmekler bisküviler omletler harikaydı. buraya geldiğimden beri yediğim en zengin ve en lezzetli kahvaltıydı :):) beni tanıyanlar mideme ve uykuma düşkün oldumu bilirler. uykudan fedakarlık ettik ama yemekten de etcek diliz ya:P sonra hazırlanıp itfaiye ve polis binasını gezmeye gittik. afs için özel ayarlamışlar. nerede hasettikleri her şeyin nasıl çalıştığı nasıl ulaştırıldığı gibisinden. bolca fotoğraf çektik. en üzücü an şu hayalet avcılarındaki gibi aşağı kaydıkları bi boru var ya ona izin vermediler aslında çok çalışma gerektiriomuş kendine zarar verebilirmişsin bi de onlar bile kullanmıomuş zaten. üzüldük Gretayla tüm sabah nasıl şirin şirin bakar da ikna ederiz die uraşmıştık:P bir de gezi yapılırken itfaiyeye nasıl yardımcı olabiliriz sorusuna cevap odanızı düzenli tutun girişlere eşya yığmayın çünkü içeri girdiklerinde çoğu zaman hiçbir şey göremiyor oluyorlar eşyalar düşmelerine sebep oluyorlar dedi. yangın olduğunda odamın halini düşündüm de...düşünmesem daha iyi sanırsam oldum:S
aslında arada pikniğe gitmek vardı ama hava çok souktu ve yağmurla karışık kar yağıyordu. biz de topluca Shannon un evine gittik. okadar dev bir evleri var ki. evde her türlü teknoloji de var. ama sanki aileyle çocuklar ayrı yaşarmış gibi her zengin ailede gördüğüm gibi Amerikada. evin üst katında kedilere ait bi oda var. yeni yavrulamış kedilerden biri. tam 5 tane yavru birbirinden şirin kedi vardı. ben en çok bıyığı varmış gibi burnunda siyah bir işaret olan kediyi sevdim. onu ilginç bulduklarında da onun adı Hitler dedim herkes koptu:D Europe trip adlı filmi izledik. trenle Avrupada geziniolardı aklıma bizim yapmayı planladımız gezi geldi topluca izlemek çok zevkliydi:P sonra akşamki Amerikada 50ler partisine hazırlanmak için eve döndük. Bizi Luke getirdi eve arabasıyla. Acayip geyik bi tip ya. bizi zorla dans ettirdi şarkı sölettirdi yoksa arabadan inmek zorundasınız die. sürekli de Gretayla tatlı tatlı atışıyolar okadar tatlılar ki ya siz birbiriniz için yaratılmışınız diesim gelio çok özeniorum onlara:):) neyse eve geldik Greta ben süslendik bi güzel. köpüşlü etekelrimizi tshirtlerimizi giydik. yazı tura yaptık pembe etekte ikimizin de gözü olunca o kazandı. ama ben de güzel bulüzü aldım bir de yeşil eteğimle uyan bir kolyesi vardı gretanın onu bana ödünç verdi giyim die. cuk oturdu. saçımızı da topladık kurdeleleri taktık. herkes giyindi. yukardaki resim son halimiz:) bütün akşam dans ettik yarışmalar yaptık. çok güzel hazırlamışlardı. ben sakızdan balon yapma ip atlama 50 ler gibi giyinme yarışlarını kazandım bir tek hulahup yarışını bişi yapamadım o da belimde çeviremedimden elimde olsa neyse :P sonra herkes birer tshirt yaptı herkese imzalattık. Luke bana masadayken ispanyolca bişey sordu sonuna phil ekleyip. ben hiçbir şey anlamadım tabi. ha? diyince de nothing dedi geçiştirdi. aynı masada oturuoduk da topluca yemek yerken. sonra tshirti imzalarken hey you are so cool we should chill out before you go back. ps: i can bring Phill yazdı. ben de sırıttım. gün sona erdinde de Gretaya mesaj attı Melike okumuş mu diye. ben de okudum getirsin dedim( bak sen kızaaa) son 2 ayım kalmış şurda onda da eğlenmek hakkım diye düşündüm. bilmem doğru mu yaptım yanlış mı ama gerçekten çok iyi çok tatlı çok eğlenceli insanlar. hepsini ayrı ayrı çok sevdim. anna afslilerle birlikteyken sen çok deişik oluosun dio çok başka çok sosyal oluyosun anlamında. evet çünkü onların yanında rahatım beni anladıklarını biliyorum aramızda ortak bir şey olduğunu görebiliyorum. ve rahat ve kendim oluyorum. o deli dolu anca en yakınlarımın bildiği insan... fazlaca olgun ve izleyen insan yerine...
ben kendimi olduğum gibi seviyorum...ve son zamanlarda farkına varuyorum ki ben az ve öz arkadaş edinmiş olsam da bu yıl bence en azından benim edindiklerim dürüst canayakın ve beni gerçektenseven insanlar yanlarında kendim olabildiğim insanlar...evet herkesle dışarı gidip gezemedim her haftasonum dolu dolu geçmedi ama kendimden hiçbir şey kaybetmedim. tam aksine kendime bir şeyler kattım. bu da doğru yolda olduğumu gösterir benim inancım bu...kim ne derse desin...

17 Nisan 2008 Perşembe

Sportif Olcaz Dedik Haşatımızı Çıkardık:D


Centennial Haftasonundan Bir Resim:)
Dün kendimi aştım. cidden aştım. öncelikle okul ogün geç başladığı için sabah erkenden kalkmak yerine 1 2 saat daha uyuyup sonra okula bisikletle gitmek işime geldiğinden uyudum. saat 10 10 da 4 km lik bisiklet turuma başladım 10 25 te okuldaydım. çok hoş bir gündü. hava sonunda ısındı. ısındı dediğim 10 derece ama bilseniz ne kadar sıcak geliyoo sanki 27 lerde:D üstüme ceket aldım ama gene de bisikletle gidicez ya. güzel bri yolculuk oldu. bisikletimi bağladım. tüm gün okulda normal bi gün yaşadım. sadece 3 derse girdik. 3 ü de sıkıldığım derslere denk geldi en sevdiğim 2 ders yoktu yani anatomi ve forensics. akşama bezgin ve yorgundum. herkes de farkındaydı uyan felan diyordu. Tam doğanın bana bir kıyak çekip track in bugün kolay ve kısa olmasını dilicekken asılı olan track çizelgesini gördüm. 6 km normal hızda koşu. Favorim Baka.
Koşu bitmek bilmedi. 1 haftadır da antremansız olmanın bedellerini arkada kalarak ödedim bitürlü yakalayamadım. nerdeyse kayboluyordum ki kızlardan biri sakatlandı ona yetiştim onunla birlikte koştuk sonunu. ama bildiğiniz 6 km yi durmadan(ışıklar bile bana kıyak geçmedi bu sefer ya hep mi yeşil olurmuş tüm arabalar mı geç diye kıyak çekermiş :D.D) koştum. Pestilim çıktı. üstüne her zamanki gibi mekik şınav esneme kelebek hareketleri ondan önce de kısa mesafeli değişik koşular...yarimden kalkasım yoktu ama ordan da bıraktığım köşeden bisikletim daha yolumuz var hadi diyodu. üstümü değiştim kaskımı taktım herşeyi hazırladım yola çıktım. hayatımın en uzun 4 kmsiydi diyebilirim:D:D ama sonuçta okula mümkün olduğunca bisikletle gitmeye karar verdim. kaytarma şansın yok, sana artı bir hareket özgürlüğü sağlıyor istediğin yere gidebilirsin ve bisiklete binmeyi gerçekten çok severim küçüklümden beri:)
Pazartesi günü Frank benim için eski bisikleti tamir etti. Yeni bir sele bile aldı. ama arada bir eski selemi özlüyorum. kadın anatomisine uydurdukları seleler varmış. harika bir sele ama ben heralde davranışlarda olduğu gibi anatomide de kadın dilim:S:S
Ama okadar mutlu oldum ki Thomasın odasına ilk taşındığımdaki gibi bir histi...Sana ait dilediğin gibi kullanabileceğin bir şeyin olması onun özgürlüğü...Yani aslında yarı ait ama yine de öyle bir his işte anlatması zor:)
Bu sabah kalktığımda yogunlukta ölüyrodum...Kafamdaysa nolur biraz daha uyuyim hissi...vücut alışkın değil tabi bukadar egzersize...O yüzden bildiğiniz evde kaldım ve uyudum...Saat 11 30 a kadar da kalkamadım...Ama iyi geldi arada bir okula gitmemek iyi oluyor...Gerçi burda sadece 5 gün hakkın varBaka ben doya doya harcadığım 15 günü özlediiiiim :):) Thomas değerini bil benim yerime de kullan:P
Hayat Rosevill de halen devam ediyor...Haftaya perşembe yeni bir international weekend var aynı Centennnial haftasonu gibi bu kez de spring lake haftasonu. Cuma günü başka bir okula gitme cuma akşamı cumartesi günü eğlenme...ama bu kez afs den bir öğrencinin ailesiyle kalıyorum o host sisterım olucak:) çok iyi bir kıza benziyor bakalım anlaşabilcekmiyiz. umarım anlaşıcaz çünkü aynı yatağı paylaşıcakmışız :S gece kendimi yerde bulmak istemiyorum:):)
son bir dilek: Lütfen Alois gelmesin...
16 Afs örencisiysek zor bir ihtimal ama işte tek dileğim bu haftasonunun da önceki gibi çok ama çok eğlenceli geçmesi:):)
Bakalımmm...hiç beklenti yoksa sorun da yok...no expectations no problems...

11 Nisan 2008 Cuma

Bana Bir Uğur Lazım


inanabiliyor musunuz ben yaklaşık 17,5 yaşında boylu poslu(tamam boysuz ama artık poslu öhöm yane) eh artık büyümüş oldunu kabul ettiğiniz insan bikaç hafta önce Cub adlı markete ziyarete gidip lens solüsyonu alırkene yanına bir de peluş tavşan ekledi. nasıl mı? aynen şöyle
markette etrafa bakınır zaman geçiriken bir anda gözleri şirin mi şirin tatlı mı tatlı mor mu mor (evet hem de bizim ailenin uğursuz moru) bir tavşancık ordan bana bakmıyor mu. pembesi de vardı ama ilk kez mor pembeye baskın geldi. beni tanıyanlar bunun dünyanın tersine dönmesi kadar abzürt bişi oldunu gayet iyi bilirler. evet aldım kabul ediyorum bir peluş için çok da ucuzdu ve evet mor. o yüzden adını uğur koydum. Thomas bilmiyordur ama o odamda yatağımda birlikte yattığı köpek peluş benim yatak arkadaşımdır. alındığından beri onsuz uyuduğum olmadı. nedense böle mıncıklayıp sıkıştırması çok zevkli ve hatırlattığı onca kötü anıya ramen hala bana güven verir. şimdi onun görevini uğura devrettim. buraya resmini koymak istiyorum hepiniz tanışın:):)
bu haftanın olaylarına gelince. tüm hafta boyu çeşitli nedenlerle tracki astım yok astım çok kaba duruyo hele annem okurken bunu yazmak can sağlığı açısından tehlikeli. tracki kaçırdım. eve gelip koştum tabi...bazı günler...ama haftaya çok iyi başlicam bu haftasonu iyi bi antreman beklio beni...puff
okul bu hafta durgun geçti. her zamanki olaylar. dersler felan. Dan buara sınıfta başka bikıza daha takılmaya başladık rekabet ortamı oluştu. kızla biz de konuşuyoruz ama arada bir ben onları o bizi gözetliyor. düşmanca diil de o benim arkadaşım banane yaa şeklinde. en azından ben öyleyim. hala anatomi dersinde aynı insanı gözlemliyorum ve işin ilginç yanı her sabah kendime bi güzel özenir oldum. ben saçını başını yapan ve kalem çeken bir yaratık haline geldim. küpedir kıyafet seçmedir. hiç bana göre değil ama artık Başkent bilkent ve amerika üçlüsünü kaldırabilmek için en azından bana biraz kendime güven gerek. di mi?
haftanın en ilginç olayı dünkü çorbaydı. beni tanıyanlar bilir. karaciğerden gerçekten nefret ederim açıkcası yiyemem. ama beni tanıdığını düşünen insanlar buraya geldiğimden beri beni brokoli yerken bulduklarından beni tanıdıklarından şüphe etmeye başladılar. özellikle öz be öz annem. ama karaciğer...brokoliden de azılı bi düşman
neyse çorba yapıldı ve içinde tavuk ciğeri parçaları var. farkettim ki nekadar çiğnerseniz bir yemeğin tadını okadar çok alırsınız. çorba karaciğer parçaları hariç harika. ben de bildiğin çiğnemeden löp löp ciğerleri yuttum:D:D sonra da caanım çorbayı içtim Frank yüzünde muzip bir gülümsemeyle beni izliyordu biyandan da. ee nasıl beğendin mi dediğinde ''eh bayıldım diyemem aslında hoşuma gitti de diyemem ama katlanılabilir'' cevabını verdiğimde çok ama çok güldü. hayatımda ilk kez başka bir evde yemeğin katlanılabilirliği konusunda dürüst oldum. vallahi brokoliyi bile güzelce yiyorum. ama bunu söylemek zorundaydım. gerçekten:D:Dayrıca Frank harika bir aşçı bunu da eklemeliyim. sorun onda değil. karaciğerde. grrrr
hava bir türlü ısınmıyor. bazen hala günler uzun geçiyor ama dersler hala çok zevkli. hele foransics ve anatomi favorilerim. birinde Dan birinde Luey olunca. anna bile buaralar daha katlanılır çünkü o da gerçekten konuşmaya ihtiyaç duyduğunda konuşabildiği insan benim. Yarın da 1 aylık aradan sonra Ezgiyle buluşup bi kaybolma deneyimi yaşicaz. çünkü şehrin dışındaki Mall Of Amerikaya gidicez. şu insanların taa new yorktan çocuklarını alıp 3 aktarmalı uçakla geldikleri yer. onun yerine disneylanda gidin benim tavsiyem madem 3 uçağa razısınız. bu hikaye de Ruth dan. anlattığında hepimizin ağzı bi karış açık kaldı. insanlar ya deliii ya manyak.
Keşke daha küçük bir okulda olsaymışım Thomas haklı...ama bu da bir deneyim...Belki de bu senem süper geçse okumak için Amerikada kalırdım o da benim için hayırlı olan olmazdı. Ben bunun da bir nedeni olduğuna inanıyorum. Hem nolucaksa olsun sadece 2,5 ay kaldı. bana kalan bu zamanı güzel ve iyi değerlendirmek:)
eğer okuyorsanız küçük de olsa yorum bırakın olur mu? bazen kendi kendime yazıyor gibi hissediyorum garip oluyor:S:S

31 Mart 2008 Pazartesi

Burası Minesota...


ankaranın kışları soğuktur batar derler ya ciğerine işler felan felan...eh minesota ona bin basar. ne kışı ya dicekseniz size bulunduğum yerdeki pencereden dışarı bakmanızı tavsiye ederim. bugün martın son günü ama sışarta kar fırtınası:):)bir yandan yağıyor bir yandan eriyor. ama gerçekten çok güzel bir görüntü. karı hep sevmişimdir zaten...bembeyaz tüm dertleri yıkar gider...
ama minesotanın karları biraz farklı. hep rüzgarle gelir hep yüzüne yüzüne eser vurur karları yürüyemezsin önünü göremezsin bir de beklenmeden gelir üşüyüverirsin:)
ama yine de bu onun güzelliğini örtemiyor. burada gördüğüm son kar olabilir artık. bütün gündür hiç durmadı:)
bakalım bu son 3 ay önüme ne koydu...eminim gezmeler tozmalar değil ama artık elimdekiyle yetinmeyi öğrendim. uğraşıyorum işte olmazsa olmaz. takmaya gerek yok. sonuçta geri dönüp bu ortamdan kurtulucam. ve Türkiyeye dönmek mükemmel olucak.
her kim avrupalılar amerikalılardan souk dediyse acayip yanılmış. dün claranın arkadaşı Laura beni yemeğe davet etti. itiraf edim claradan çok ilgileniyo benimle çok canayakın bir kız. o da çinde exchange örencisi olmuş. yaşıtlarından hep bi sınıf üstte olduğu için lise onun için de çok güzel geçmemiş. yani beni anlıyor da. yemeğe giderken bilmediğim 3 arkadaşının daha geliceğiydi. isviçreden 3 kişi bir kız onun okulunda olan, ikizi ve ikizinin erkek arkadaşı. o lauranın arkadaşı olan kız burada değişim öğrencisi olarak üniversitede bir yıl geçiriyor. o da ülkesini geleneklerini çok özlemiş. özellikle insanlar arası ilişkileri. o da erkeklerle anlaşmak daha kolay dedi. dördümüz birlikte ilginç bir çin yemeği yiyerek çok ilginç ama sohbet ve eğlence dolu bir akşam geçirdik. hepsi öyle canayakınlar ki. aynı sorunlar aynı yakınlıklar. seneye ikizi ve erkek arkadaşı erasmus programıyla avrupada başka bir ülkeye gidiceklermiş. ben de eğer tıp bölümünde varsa başkentin o programla biryerlere gitmek istiyorum. bir sene de avrupada geçirelim bakalım oralar nasıl. isviçre, norveç, danimarka gibi bir yere giderim heralde. küçük az nüfuslu ve önyargısı olmayan ülkeler. almanyaya gidilmez orasını biliyorum. ama şimdiden heycanlandırıyo bu olasılık beni. burdaki yılım harcanmış gibi olsa da avrupa seçseydim keşke diyip dursam da artık öyle bir şansım olması tekrardan:)
bir de burası beni yalnız bıraka bıraka baya bi dövdü eğitti de doğrusu...kendimin farkına vardırdı ülkemin ailemin arkadaşlarımın değerinin. bugüne kadar ettiğimiz kavgalar aklıma geldi. o günlerden bugüne ne kadar büyüdüğüm..ve daha bir sürü şy
bazen en zor zamanlar insanın kendiyle yüzleştiği ve olgunlaşmaya başladığı zamanlardır ya aynı zamanda...işte bu da öyle bir şey
size iyi baharlar Türkiye
burda hala kış
herkesi çok özledim
şimdilik bukadar:)

27 Mart 2008 Perşembe

Ay Uf Of Aman...

ayaklarıma kara sular indi aman o gün şunu yakalicam diye bir koşmuşum felan sözlerine artık inanmıyorum...bu track canımı çıkartıyo!!!
bugün öncelikle 4km boyunca gidicemiz yere koştuk, sonra yaklaşık 5 dik tepeden oluşan bir patikaya geldik(hakkını yememeli çiçekler ve ağaçlarla hoş bir patikaydı) sonra hodri meydan başla koşmaya önce in sonra çık sonra bidaha in bidaha çık yok yetmez haydi bidaha...söyleyebileceğim şey şu oraya buraya geldiğimden de sıska dönücem hatta 40 kilolara inme şansım bile var. tabi tartı olmayınca bir de pound olarak gösterdiğinden(daha önce pound oldunu bilmeden tartılıp 110 u görüp bayılan arkadaşlar olmuş da afsden) şuanki durumumu bilmiyorum. ama midemden ve sürekli tatlıya aç olmaktan(tabiki de doyurmuyorum) anlayabiliyorum noldunu. bir de hava ısınmamakta diretmekte hala -10 derecelerde okula gidiorum ama artık mont bile giymiyorum. bu son günlerde donmaya başladım yağ depoları eriyo anlaşılan. evde titreyerek geziyorum aileye eğlence oluorum:)
günler bazen iyi bazen kötü geçiyo. ama genelde her derste insanlarla konuşup bir kaç kahkaha atıyo olmak günün güzel geçtiği anatomi dersi ve öğle yemeğinde konuşcak kimseyi bulamayıp bir de üstüne track in bindiği günler ise kötü geçtiği günler. Trackteki insanlarla ilişki kurmak için elimden gelenin en iyisini yapıorum ama bazen uyuz olmuyo da dilim. çünkü konuşmaya katılcak söylicek bir şeylerin var ama kafalar başka yöne dönüyor. öyle zamanlarda beynimi alıp onların beynine koyup nasıl hissettini göstermek istiyorum. eğer siz exchange örencisi olsanız anlarsınız da demiyorum Amerikadaki insanalr kadar soğuk insanlar tanımadım daha yani bizim taraflarda doup buraya gelmiş olmadan anlamaları mümkün değil. ama iyi tatlı konuşulabilcek insanlar da var. cross countrye göre çok çok daha iyi. sadece bazen böle olaylar sinirimi bozuyo.
bir de ne zaman bu insanı sevmiyorum lütfen partnerim olmasın diye aklımdan geçirdimde nasılsa partnerim olup çıkıyo. hatta eğlenceli bi olaya dönüşüp çıkıyo. bu insanlar genelde derste yanyana olduğun için senle gülüp eğlenen ama sonra dışarda gördüğünde seni görmezden gelen tipler. yanlarında arkadaşları var ya bu kez. sanki birileri bana bi ders vermeye çalışıo ama ben bunu anlamakta zorlanıyorum...
bugün güzel günlerden biriydi. ondan yazıyorum. eşyalarımızın kıyafet bölümlerinden düzeltilemez dedikleri eşyalar geri geldi. ama kıyafet dışında odamda sahip olduğum hiçbir şey geriye dönmedi. ilkerin gelmeden bana yazdığı mektubu, cross country resimleri,tinkyim ki o kesinlikle yerine konamaz ve aklıma gelmeyen bir sürü şey...ama en azından bazı kyafetler geri dönüyor. adamlar total loss demiş ama bence gayet kullanılabilir bazıları koku yok bişi yok sadece biraz eskimiş görüntüsü var. bazıları ise yangında delinmiş bildiin:)gülermisin ağlar mısın?
düşünüyorum da 16 yıldır aynı hayatı yaşıyordum ve nerdeyse hep aynı insanlarla...bu yıl çok özel aslında...yalnız olsam da o olsa bu olsa da sanırım geldime değdi...bilmiyorum kendime güvenimi kayıp mı ettim yoksa burda böle olduna göre döndümden Türkiyede çok daha güzel mi olucak...
bilmiyorum...ama bazı şeylerin değerini sanki daha iyi biliyorum...
bana şans dileyin de şu son 3 ayım iyi geçsin...artık umaktan çok yoruldum çünkü...
Not:eğer bunu okursanız yorum yazın olurmu
o son bir şey. bugün komik bir şey geldi başıma. Oturmuş Franki beklerken eski sınıflardan bir arkadaşım(büyükbabası Türkmüş kendisi pakistan doğumlu)la konuşmaya başladık. buarada orda siyahlar bi arada durmuş bize bakıp duruolardı.sonra yanımızdaki kız çaırdılar bişeyleri sordular. sonra da Jeffreyi. ikisi bir ordayken bir anda hey Melike adım Melike mi diye ordan çığırdı biri. evet nolcak die cvp verdim. Türkmüsün şu avrupadakinden dedi ben iycene ters evet dedim arkamı döndüm. çocuk yanımdan geçip giderken hayatımda en seksi görünmeye çalışan ama beceremeyip de komik duruma düşen bakışları atarak geçti. hayatımın en absürt anıydı diebilirim. bildiğiniz koptum. bu Galyalılar cidden garip insanlar...(asterüks)
BÜYÜK NOT: ingilizce okumama ve Polpnius her azını açtığında yeter diip atlamama ramen HAMLET aşığı oldum. ya harika bi başyapıt bu ya. nolcak şimdi diye adım adım okumaya devam ediyorum. bir de her dediklerini anlayabilsem. çok kasmam gerekio. ama resmen kaptırdım. kitap elimde olsa heralde 10 ya da 11. bölüme gelmiştim çoktan. Sekspir işini bilio. Hamlet bildiğin zeka küpü ama trajik bir hayata sahip. ve olay bi güzel bi kötü die gitmiyo. ne iyi ne kötü anlayamıosun ve sürekli durağan bir çizgide gidiyor. çok ilginç. benim hoşuma gitmesi daha da ilginç. Allahım ben galiba yaşlanıorum:(:(

23 Mart 2008 Pazar

PUFFFFFFF!!!

Acayip sinirliyim ya...
güya burda sigorta şirketleri süper çalışıyo
içi benle thomasın eşyalarından oluşan dev bir kutuyu kaybetmişler nerde nasıl bilmiyorla ama özür diliyorlar!!!
ve anlicanız benim hiçbir şeyim geri dönmüyor!!!şimdiye kadar geri dönen birkaç parça kıyafetim hariç...
bugüne kadar sinirlenmemem ağlamamamın tek sebebi o parçaların elbet geri döniceni düşünmektendi
elektronik eşyalarımın hiçbiri dönmedi
öyle akıllı bir hareketmiş ki gidip cüzdanımı ve pasaportu gidip almak temizlenmeden
allah bilir ne gelirdi başlarına
kaybettik özür dileriz....
çok üzgünler...
yeterince üzgün olabileceklerini hiç sanmıyorum
ama onlara öyke bir liste hazırlicam ki sahip olduğum hiçbir şeyi unutmadan
burdan milyoner olarak dönebilirim...
onca eşyayı nasıl kaybedersiniz ya ne yüzle kaybettik dersiniz!!!
ben sigorta şirketinin müşterisi olucam ne kadar sürerse sürsün dava açardım
kazanma şansı kesin!!!hatalılar kabul ediolar ve eşyalar dönmüyo
müthiş de para alırsın böle bi davanın üstüne
ama anlaşılan dava açma kısmı da masraflı ki böyle bir şey düşünülmüyo...
sinirliyim mutsuzum huysuzum...
napıcamı da bilmiyorum...
NOT:az önce aşağıda aile mektubunda(her ay yazmaya çalıştıkları ve aile hakkında bilgi veren e mail.gelenek haline gelmiş bence çok da tatlı bir gelenek herkes birbirinden ve neler olduğundan haberdar oluyo böylece:) benimle ilgili yazılmış yeri okuyorlardı o beni gülümsetti. Frank okuldaki ilk günümden bahsetmiş sonra da track için şunu eklemiş: Melike aynı zamanda track sezonuna başladı. Şimdiden sevdiğini söylüyor ama ne zaman gitse en zor antreaman çeşitlerinden biri olan hill practise( bildiğin iki tene böle uzun ve dik tepe alıosunuz böle bi aşğı bir yukarı en az 16 kez çıkıp iniosunuz koşaraktan) yapmaya karar veriyolar. anlicanız onu Türkiyeye göndermeye kararlılar. yazmış. duyunca çok güldüm:D:D:D
oooof...Burdan çıkarılcak bir ders bulun bana...en çok da tinky me üzülüyorum onu çok seviyodum...

22 Mart 2008 Cumartesi

Mission İmpossible:Prom...

eveet sonunda geldi çattı...gittimiz her yerde aynı konuşma...proma kimle gidicen proma ne giyicen hangi yakkabı makyaj nası ne olcak ne biticek...
Burdakiler için lisenin en önemli anı
bense takmıyorum ama nereye kadar...
dün başıma gelen Mathew ın ilginç hey senle takılmak çok eğlenceli harika sence'' mesajına iyide biz senle hiç takılmadık nerden bilion ki diye cevap verdikten sonra bugün başka bi şok(''evet biliyorum buara her gün kendi kendimle takıldığım için harika gerçekten de'' demek vardı Baka). benden bir yaş küçük kendileri ve şilili aynı zamanda şilide kızların bikini üstsüz gezdiği de duyumlanmış bir şey. yani gözlerinden tavırlarından ve halinden neyin peşinde olduğu belli oluyor...
hani derler ya ben beğenirim o beğenmez o beğenir ben beğenmem...elbet bigün bu iş karşılıklıya dönücek umutluyum...
bugünse telefonda Usuke den proma gitme teklifi aldım...Ya evet iyi bi çocuk insanlar onu biraz garip bulsa da çok iyi kalpli canayakın biri. ama insan proma şöle ne bilim ya hoşlandığı ya da acayip eğleneceği biriyle gitmek istiyo...Mesela Dan beni yanlış anlamicak olsa bir de kız arkadaşı olmasa ona sormaya bu kadar çekinmem onla giderim ve acayip eğleniriz dağıtırız bildiğin biliyorum çünkü. ama işin çıkma teklifi gibi algılanma yanı da var. ve ben bu arkadaşlıktan çok memnunum kaybedersem kendimi vururum felan çünkü şu okulda başıma gelen en iyi şey o. ve gerçek beni de Silvia dışında tanımış olan yanında rahat eğlenceli ve deli olabildiğim tek insan...
Anlicanız Uske ye eğer ikimiz de kimseyi bulamazsak ozamana kadar birlikte gideriz demiş oldum...Yani gidicek birini bulmak en azından aday bulmak şart oldu yani mission impossible başladı...sen bu koca 7 ayda sadece 1 tane erkekle doru düzgün arkadaşçıl ilişki kurabilmişken nasıl gidip birine teklif edebilicen?
yani yarın Dan e gidip durumu anlatıp bana birini bulmamız gerek bunu ancak sen yapabilirsin candostum hayat memak meselesi ocana düştüm vs demekten başka şans kalmadı...(can somebody translate these plis?)
Prom missionu resmen başlamıştır...
Zaten Mustafa abimizden izni de aldık bugün:D:D''İleriye gidip koca olarak almaya kalkuşmadukça fingürdeşmek serbest''.oldu Baka
en dehşeti oydu İlker ve Maho daha az korkutucu o sevimli teddy bear misali yüzlerinden olsa gerek.(yok bu yazıdan sonra birilerü benü kesün kesicek:D:D)Mustaf da abi tipi var şöle keserim haa tipli.Bi de Web camde gördüümden olsa gerek napıcanı açık açık sözle dile getürmüştü(Güneş abicimden sonra tabü...onu nası ikna edicez şöle nur yüzlü temiz bi Türk Müslüman evladı bulsaydık evelallah)(amaneeey)(Abi seni çok seviyom biliyormusuuuun:)
Resmi olarak Prom meselesi yoruma açılmıştır...
Ben napıcam yaaaaa:(:(
(daha pembe elbise bulmak da var Baka)

19 Mart 2008 Çarşamba

Okul Mu İşkence Mi?

Güzel başlık oldu tam rahs(roseville area high school) a uyan bi başlık bence:)
sonunda okulun ilk günü geldü çattı dediğim gibi kalkması çok zordu ama kalktık işte...ayaklarım geri geri gidiyodu nolcak ne biticek napıcam...aklımda herkesin bana söyleyip durduğu şeyler...hep filmlerde görüp durduğum o sarı garip otobüs geldi her zamanki gibi önümde durdu...artık serviste de konuşcak birileri var. Dalton bizim servisi kullanmaya başladı(dalgaya başlamayın aha aha daltonlar felan diye cidden komik diil (Baka) onun deli dolu enerjisiyle sabah sohbetleri güzel geçiyor. tek sorun fazlaca sıgara içtiğinden leş gibi sıgara kokması. okadar şaşırdım ki o kokuyu alabildime etrafım sigara içen insanlarla dolu olunca Türkiyede koku hissini ve o kendin de içmişsin gibi hissedişini unutmuşum çoktan. Cidden kendimi bi paket sigara içmiş gibi hissediyorum onun yanındayken. Bu da demek oluyo ki döndüğümde artık sigara içenleri özellikle kapalı ve benim bulunduğum ortamlarda hiç çekemicem...Duman dışarı gidiyo bahanersi suya düştü artık beyler bayanlar ben dönmeden bırakmaya bakın(anlayan anladı di mi?)Kendinizi düşünmüyosanız etrafınızdakileri düşünün biraz iğrenç bi koku ve tat cidden...
neyse sonra melül melül ilk olarak Calculus dersine gittim. orda herkes tanıdık zaten birlikte üçüncü dönemimiz. Öğle yemeğinde hep ordaki arkadaşlarla oturduğum için kafama bi soru oturdu Eyvah ben kimle oturcam bu dönem:S:S Cidden bir değişim öğrencisinin en büyük sorunu bu arkadaşlar. Öğle yemeğinde kiminle oturcan??? yaklaşık 600 kişiyle dolu bir yemekhane ve dolu dolu sana ezici delici bakışlar atan masalar düşünün...hani şu mean girls deki ilk sahne var ya kız tuvalete gidip yiyo yemeğini...eh ona yakın olarak düşünebilirsiniz ben tuvalette değil kütüphanede yemeği tercih ediyorum daha entellektüel:P
neyse sora ikinci ders geldi.Art. sınıfta fazlasıyla tanıdığım ortak ders aldığım insanlar vardı. Tek sorun daha önce konuşmadığımlar da olması. neyse 2 3 tanesi hoş sohbettiler. o ders de o şekilde atlatıldı
gelgelelim 3. derse...
bazılarınız Kelseyi anlatımlarımdan hatırlar. bu dramatic edebiyat oluncaaa bizim tüm ilk dönemki drama sınıfının benim arasına kaynayamadığım tüm insancıkları bu sınıfta yer almakta. Üstüne bir de Anna yı ekleyin...Kelseyi gördüğüm an zaten bittiğim andı (ya da öyle sandım) yapma abi ya şeklinde...Annayı ona çığlık atıp hey sen de burdasııın diye sarılırken görmek ikincil sarsıntıyı yarattı ...Bu ders ya kabus olucak ya de en iyi ders dedim kendi kendime...Eğer Anna arkadaşımsa bana arka çıkıcak bu insanlarla ben de sosyalleşebilicem ya da Anna beni tamamen bırakıp onlara yönelicek ben öle kalıcam...ilk gün birinciye yönelikti...
yani okadar güzeldi ki. anna var yok ben daha önceden tanıdığım herkese meraba diyo önüme gelenle konuşuodum Anna da neredeyse sürekli yanımdaydı konuşuyodu. Eh Kelsey hariç tabi...ona gülümsemek hiçbir işe yaramıyor benim durumumda Baka
öğle yemeğinde nerdeyse bütün sınıf birlikte oturdu. Trenton daha önce tiyatrodan tanıştığım çocuk da masada olunca konuşacak insanlar da oldu. B Öğle yemeğinin en kalabalık en neşeli ve en popüler masası bu masa...Ama bu masanın bazen iyi bazense özellikle Anna uzağa oturduğunda acayip sıkıcı ve delici bakışlarla geçiceği belli...Çünkü onun arkadaşı Adrien da orda benimse o masada aman adamım ya diyebilceim kimse yok sadece normal günlük konuşmalar onların konuşmalarınaysa katılmaya çalışmalar...ama o gün mekemmeldi diyebilirim size. tüm koşullar cuk oturuyodu. Kelsey de kendinden 3 yaş küçük ama belli ki aynı yaşta gösteren sevgilisiyle zevüşmekle meşguldü o yüzden sorun çıkmadı hihia:)
4. ders Forensics .Miss Mielke tam formunda giriyo bu derse ve sevdiği belli. yüzünden mutluluk okunuyo dersi anlatırken AP bio gibi stresli de değil. Dan le aynı sınıfta olucamız sınıf aynı zamanda bu forensics. Şu koca okulda en çok kimi seviyosun deseler bi Silvia derim bir de Dan. Aynı benim kafadan. Enerji dolu sevecen komik ve benim de deli çılgın çirkef sevecen yanımı tanımış ve sevmiş bi insan. O benle uğraşmayı seviyo ben de onla. Beni bilenler bilir...Kızlarla anlaşamam ama oğlanlarlayken kendimimdir rahatımdır ve çok eğlenirim.Nedenini hiç bilemedim bulabilenler bana söylesin...Mustafa benim özel bir tez olarak kendimi sunmamı tavsiye etmişti. Tıp dünyasının yeni gizemli keşfi... neyse Danle de öyleyim işte. O yüzden forensics accayip güzel geçicek biliyorum hatta geçmeye başladı bile. günün iple çektiğim saati o. Acayip eğleniyoruz lab bölümlerinde özellikle:):)
5. ders anatomi fizyoloji. hayatınızda görüp görebileceğiniz en garip dıştan baktınızda salak görünümlü ama aslında acayip bilgili ve zeki bir kadın olan Miss Ploetz la ders. Çok ilginç aslında. Bu kadın benden daha ilginç bir tez olur. ama anatomiyi bildiğin gerçek anatomi gibi işledimizi görmek bana gaz verdi. en çok tostuğum ders olma bölgesine oturdu bile:):)acayip işime yaricak TIP ta. daha şimdiden annemle yaptımız telefon konuşmasında yararlı bir şey olcanı işimi görceni(eğer öğrenirsem) görebiliyorum.
dersler bitince doğru üstünü değiş track e. hani aslında çok iyi insanlar ben nasıl aralarına giremedim diyodum ya. işte onu buldum. çok iyi insnalar ama bu yinede onların sadece kendi tanıdıkları guruplarlar sınıflarından arkadaşlarla konuşmalarını engellemiyo.sen 2 3 kelime konuşabiliyosun. ama kararlıyım bu kez çenemi hiç tutmicam konuş konuşabildiğince...kendime bi suç ortağı da buldum. Becky normalde konuşmaya pek yanaşmayan insan benim gibi koşuda sürekli arkalarda biz de birlikte koşup bolca kestirme kullanıyoruz eh suçu paylaşınca da bir ortaklık ve konuşma doğuyo doal olarak. ilk günüm onunla konuşarak bolca gülerek koşmakla geçti(bi de 7 kez in çık yapmamız gereken tepeyi 6 ya indirmekle ay napim ama ya ölüyoduk:D)
Özet
Art da berbat olsam, Hamleti Türkçe anlamazken İngilizce okumak zorunda kalsam, tek bir öğle yemeği masası takımından insan ilişkileri konusunda tez hazırlayabilicek hale gelmiş olsam, forensics için bilmediğim binlerce kelime bulmak zorunda olsam, anatomiyle birlikte tamamen yeni ve zor bir dil öğrenmeye başlasam, gene günde 6 km den az koşmadımız bir 2 saatlik idman dönemine girsem kısacası accayip tosbik ve sportik olmaya geri dönüş yaşasam da bu dönem 3 dönemin en ilginci ve de her şeye ramen de en güzeli olucağa benziyor. İyi kötü dengeli.Belki bu kez ayrı ayrı hepsiyle dans edip neden böyle olmuşuz nerelerde kaybolmuşuz aklımdaki soruların hepsini sorabilirim...Şebo dan alıntı bu da:P
Anlicanız Amerikada hayat son hızıyla devam ediyor...

Yeni Dönem Başlarken...


NOT:nekadar şişko göründüme dikkat çekme istiyorum. kilo almadım bunların hepsinin hormonlardan oldunu idda ediyorum (hyrr)bu john abicimle çekildiğim son fotocuk:)
evet sonunda tamamen anlamadığım bir dilde(latince) bir anatomi çalışmasına ara verip buraya bir şeyler çiziktirmenin zamanı geldiğine karar verdim. annem duyunca kaşları çatılcak ama haberleri almaya meraklı olduğu için çabuk unutcandan eminim:P
önceliklen yeni dönemin başlangıcıyla başlayalım
sabahın köründe kalkmak her zamanki gibi çok geldi..çok da kısa bir tatildi zaten California gezisi yarısından çoğunu aldı. iyki de aldı kalan dönemi evde aylak aylak gezinerek etrafa otobüs ve bisikletle ulaşma yolları bularak track sezonunda sefil olmamak için koşuya başlamayı deneyerek(valla başımda bi koç olmadan 6 km koşamıorum 2 3 felan bana yeter hatta fazla)bolcana tavuk suyuna çorba okuyup ruhumu tazeleyerek(evet bu kadar sefül ve sevgiye muhtacum) geçirdim. California kısmı hariç güzel değildi anlicanız. bir tek de bizim okulun spring breaki erken olmuş nedense. odamı toplayıp sonunda bahar temizliği yapmak heralde yaptığım tek hayırlı iş oldu. Amerikada insanlar evleri 3 4 aya bir temizliyolar. ben de bari kendi odama el atim dedim. yeni hedefim banyo şimdi artık bir tek bana kalmış olunca...
haftanın ilk olayı John un gidişi oldu...upuzun ama eğlenceli olacağa benzeyen bir yolculuğa çıktı. o gittiği her yere eğlenceyi bir şekilde götürür zaten:)öncelikle Endonezya'ya sonra Çin'e en sonunda da ben daha dönemeden burdaykene Franki de yanına katıp Türkiye İzmir den Almanya Berlin bisikletle tura çıkıcaklar. çok ilginç değil mi. bizim ülkede değil 70 yaşlarında 23 yaşlarında bile bu geziyi yapıcak cesaret ve forma sahip olan insanlar bulamayız. ama onlar gidiyor. bakalım nasıl olucak. keşke Ankaraya da uğrasalar ama planlarında yok şuanda. olcak gibi de durmuyor. John a veda etmek en zor şeylerden biri oldu. Onu Güneş abişim yerine koyduğum için hep(benimle uğraşan benim de onla uğraştığım ama gerektiğinde ciddi olarak da konuşabilidiğim, iğrendiğim bi oğlanı anlattığımda dövim mi gerek var mı diye soran biri olunca benzetmemek mümkün mü:):) bana burayı tanıdık yapan tek insandı. aşağıda müzik sesini gitar çalışını şarkı söyleyişini duymak hep beni gülümsetirdi. ne bilim bir abinin olmasının verdiği güven duygusu işte çok yabancı bir yerde. onu cidden özlicem özellikle son dönem evde daha az durmaya ve üniversiteleri gezmeye başlayalı neşesi iyce yerindeydi en çok da yemekler çok eğlenceli geçmeye başlamıştı.
son gününde Gutheri ye gidip bir tiyatro izlemek istedi. tiyatroda anlatılan çocuk aynı kendine benziyodu. izlememsi zevkliydi. sonra eve geldik onla koşuya gitmeyi çok istesem de zaten her zamanki gibi onun hızına uyum sağlayamazdım Ezgi de bizde olduğu için(calculuse yardım almak için)onunla zaman geçirdim. akşam oldu bu kez de o dışarı gidiyodu. sarılıp vedalaştık sabah kalkma sözü verdi çünkü ertesi akşam o gitmeden onu göremicektim okulda olunca. o kapıdan çıkana kadar el salladım sonra da odama çıkıp (odam şu anda herkese açık vaziyette olunca perde felan yok ordan da ben herkesi herkes beni görebiliyo. hala kabin olarak banyoyu kullanıyorum:D:D) el sallamaya devam ettim. içimden ağlamak geldi ama tuttum buraya geldiğimden beri kimse beni ağlarken görmedi görsün de istemem zaten(özgür kızı oynuyoz ya)
sabah her zamanki gibi kalkamadı con bey ben de odasına baskın düzenledim ''çok ayıp söz vermiştin'' şeklinde. o da sırıttı tabi:)kalksın diye zorlamadım sarılıp vedalaştım kendine iyi bak habersiz bırkama şeklinde bir de Türk usulü yanaktan öpücükle(burda daha çok kişiye öğretcem bu türk usulünü:D).içim buruktu giderken ama harika zaman geçiriceni biliyorum o yüzden hiçbir ititrazım yok gitmesine. eğer bir gün buralara dönersem ziyaret ederim onu Teksas daki yeni okulunda. Umarım her şey gönlünce olur:)

17 Mart 2008 Pazartesi

Yeniden Ve Yine Merhaba

bu şekilde blog yazısı yazmanın günlük yazmaktan daha kolay olduğunun farkına vardım. ayrıca bu şekilde msne giremesem de sizleri de hayatımdan haberdar etmiş oluyorum. umarım beğeniceksiniz. yangından sonra o eski günlüğüme devam etmek istemedim ayrıca bu googleın olunca daha güvenilir ötekinde fazla reklam ve gariplik vardı...zaten conun bloğuna girdiğimde şok üstüne şok yaşadım ana ismimi nerden biliosun e be blog hey e mail adresimi de biliyo nası yani ya şeklinde bu blog googleın uzantısıymış meğer. neyse açıkçası mutlu oldum internete yazmak çok daha kolay...bazı özel şeyleri gireri sadece günlüme bu her şeyi daha da kolaylaştırıcak:):)
tekrardan selam hepicinize
hepinizi çok ama çok özledim:):)