31 Mart 2008 Pazartesi

Burası Minesota...


ankaranın kışları soğuktur batar derler ya ciğerine işler felan felan...eh minesota ona bin basar. ne kışı ya dicekseniz size bulunduğum yerdeki pencereden dışarı bakmanızı tavsiye ederim. bugün martın son günü ama sışarta kar fırtınası:):)bir yandan yağıyor bir yandan eriyor. ama gerçekten çok güzel bir görüntü. karı hep sevmişimdir zaten...bembeyaz tüm dertleri yıkar gider...
ama minesotanın karları biraz farklı. hep rüzgarle gelir hep yüzüne yüzüne eser vurur karları yürüyemezsin önünü göremezsin bir de beklenmeden gelir üşüyüverirsin:)
ama yine de bu onun güzelliğini örtemiyor. burada gördüğüm son kar olabilir artık. bütün gündür hiç durmadı:)
bakalım bu son 3 ay önüme ne koydu...eminim gezmeler tozmalar değil ama artık elimdekiyle yetinmeyi öğrendim. uğraşıyorum işte olmazsa olmaz. takmaya gerek yok. sonuçta geri dönüp bu ortamdan kurtulucam. ve Türkiyeye dönmek mükemmel olucak.
her kim avrupalılar amerikalılardan souk dediyse acayip yanılmış. dün claranın arkadaşı Laura beni yemeğe davet etti. itiraf edim claradan çok ilgileniyo benimle çok canayakın bir kız. o da çinde exchange örencisi olmuş. yaşıtlarından hep bi sınıf üstte olduğu için lise onun için de çok güzel geçmemiş. yani beni anlıyor da. yemeğe giderken bilmediğim 3 arkadaşının daha geliceğiydi. isviçreden 3 kişi bir kız onun okulunda olan, ikizi ve ikizinin erkek arkadaşı. o lauranın arkadaşı olan kız burada değişim öğrencisi olarak üniversitede bir yıl geçiriyor. o da ülkesini geleneklerini çok özlemiş. özellikle insanlar arası ilişkileri. o da erkeklerle anlaşmak daha kolay dedi. dördümüz birlikte ilginç bir çin yemeği yiyerek çok ilginç ama sohbet ve eğlence dolu bir akşam geçirdik. hepsi öyle canayakınlar ki. aynı sorunlar aynı yakınlıklar. seneye ikizi ve erkek arkadaşı erasmus programıyla avrupada başka bir ülkeye gidiceklermiş. ben de eğer tıp bölümünde varsa başkentin o programla biryerlere gitmek istiyorum. bir sene de avrupada geçirelim bakalım oralar nasıl. isviçre, norveç, danimarka gibi bir yere giderim heralde. küçük az nüfuslu ve önyargısı olmayan ülkeler. almanyaya gidilmez orasını biliyorum. ama şimdiden heycanlandırıyo bu olasılık beni. burdaki yılım harcanmış gibi olsa da avrupa seçseydim keşke diyip dursam da artık öyle bir şansım olması tekrardan:)
bir de burası beni yalnız bıraka bıraka baya bi dövdü eğitti de doğrusu...kendimin farkına vardırdı ülkemin ailemin arkadaşlarımın değerinin. bugüne kadar ettiğimiz kavgalar aklıma geldi. o günlerden bugüne ne kadar büyüdüğüm..ve daha bir sürü şy
bazen en zor zamanlar insanın kendiyle yüzleştiği ve olgunlaşmaya başladığı zamanlardır ya aynı zamanda...işte bu da öyle bir şey
size iyi baharlar Türkiye
burda hala kış
herkesi çok özledim
şimdilik bukadar:)

27 Mart 2008 Perşembe

Ay Uf Of Aman...

ayaklarıma kara sular indi aman o gün şunu yakalicam diye bir koşmuşum felan sözlerine artık inanmıyorum...bu track canımı çıkartıyo!!!
bugün öncelikle 4km boyunca gidicemiz yere koştuk, sonra yaklaşık 5 dik tepeden oluşan bir patikaya geldik(hakkını yememeli çiçekler ve ağaçlarla hoş bir patikaydı) sonra hodri meydan başla koşmaya önce in sonra çık sonra bidaha in bidaha çık yok yetmez haydi bidaha...söyleyebileceğim şey şu oraya buraya geldiğimden de sıska dönücem hatta 40 kilolara inme şansım bile var. tabi tartı olmayınca bir de pound olarak gösterdiğinden(daha önce pound oldunu bilmeden tartılıp 110 u görüp bayılan arkadaşlar olmuş da afsden) şuanki durumumu bilmiyorum. ama midemden ve sürekli tatlıya aç olmaktan(tabiki de doyurmuyorum) anlayabiliyorum noldunu. bir de hava ısınmamakta diretmekte hala -10 derecelerde okula gidiorum ama artık mont bile giymiyorum. bu son günlerde donmaya başladım yağ depoları eriyo anlaşılan. evde titreyerek geziyorum aileye eğlence oluorum:)
günler bazen iyi bazen kötü geçiyo. ama genelde her derste insanlarla konuşup bir kaç kahkaha atıyo olmak günün güzel geçtiği anatomi dersi ve öğle yemeğinde konuşcak kimseyi bulamayıp bir de üstüne track in bindiği günler ise kötü geçtiği günler. Trackteki insanlarla ilişki kurmak için elimden gelenin en iyisini yapıorum ama bazen uyuz olmuyo da dilim. çünkü konuşmaya katılcak söylicek bir şeylerin var ama kafalar başka yöne dönüyor. öyle zamanlarda beynimi alıp onların beynine koyup nasıl hissettini göstermek istiyorum. eğer siz exchange örencisi olsanız anlarsınız da demiyorum Amerikadaki insanalr kadar soğuk insanlar tanımadım daha yani bizim taraflarda doup buraya gelmiş olmadan anlamaları mümkün değil. ama iyi tatlı konuşulabilcek insanlar da var. cross countrye göre çok çok daha iyi. sadece bazen böle olaylar sinirimi bozuyo.
bir de ne zaman bu insanı sevmiyorum lütfen partnerim olmasın diye aklımdan geçirdimde nasılsa partnerim olup çıkıyo. hatta eğlenceli bi olaya dönüşüp çıkıyo. bu insanlar genelde derste yanyana olduğun için senle gülüp eğlenen ama sonra dışarda gördüğünde seni görmezden gelen tipler. yanlarında arkadaşları var ya bu kez. sanki birileri bana bi ders vermeye çalışıo ama ben bunu anlamakta zorlanıyorum...
bugün güzel günlerden biriydi. ondan yazıyorum. eşyalarımızın kıyafet bölümlerinden düzeltilemez dedikleri eşyalar geri geldi. ama kıyafet dışında odamda sahip olduğum hiçbir şey geriye dönmedi. ilkerin gelmeden bana yazdığı mektubu, cross country resimleri,tinkyim ki o kesinlikle yerine konamaz ve aklıma gelmeyen bir sürü şey...ama en azından bazı kyafetler geri dönüyor. adamlar total loss demiş ama bence gayet kullanılabilir bazıları koku yok bişi yok sadece biraz eskimiş görüntüsü var. bazıları ise yangında delinmiş bildiin:)gülermisin ağlar mısın?
düşünüyorum da 16 yıldır aynı hayatı yaşıyordum ve nerdeyse hep aynı insanlarla...bu yıl çok özel aslında...yalnız olsam da o olsa bu olsa da sanırım geldime değdi...bilmiyorum kendime güvenimi kayıp mı ettim yoksa burda böle olduna göre döndümden Türkiyede çok daha güzel mi olucak...
bilmiyorum...ama bazı şeylerin değerini sanki daha iyi biliyorum...
bana şans dileyin de şu son 3 ayım iyi geçsin...artık umaktan çok yoruldum çünkü...
Not:eğer bunu okursanız yorum yazın olurmu
o son bir şey. bugün komik bir şey geldi başıma. Oturmuş Franki beklerken eski sınıflardan bir arkadaşım(büyükbabası Türkmüş kendisi pakistan doğumlu)la konuşmaya başladık. buarada orda siyahlar bi arada durmuş bize bakıp duruolardı.sonra yanımızdaki kız çaırdılar bişeyleri sordular. sonra da Jeffreyi. ikisi bir ordayken bir anda hey Melike adım Melike mi diye ordan çığırdı biri. evet nolcak die cvp verdim. Türkmüsün şu avrupadakinden dedi ben iycene ters evet dedim arkamı döndüm. çocuk yanımdan geçip giderken hayatımda en seksi görünmeye çalışan ama beceremeyip de komik duruma düşen bakışları atarak geçti. hayatımın en absürt anıydı diebilirim. bildiğiniz koptum. bu Galyalılar cidden garip insanlar...(asterüks)
BÜYÜK NOT: ingilizce okumama ve Polpnius her azını açtığında yeter diip atlamama ramen HAMLET aşığı oldum. ya harika bi başyapıt bu ya. nolcak şimdi diye adım adım okumaya devam ediyorum. bir de her dediklerini anlayabilsem. çok kasmam gerekio. ama resmen kaptırdım. kitap elimde olsa heralde 10 ya da 11. bölüme gelmiştim çoktan. Sekspir işini bilio. Hamlet bildiğin zeka küpü ama trajik bir hayata sahip. ve olay bi güzel bi kötü die gitmiyo. ne iyi ne kötü anlayamıosun ve sürekli durağan bir çizgide gidiyor. çok ilginç. benim hoşuma gitmesi daha da ilginç. Allahım ben galiba yaşlanıorum:(:(

23 Mart 2008 Pazar

PUFFFFFFF!!!

Acayip sinirliyim ya...
güya burda sigorta şirketleri süper çalışıyo
içi benle thomasın eşyalarından oluşan dev bir kutuyu kaybetmişler nerde nasıl bilmiyorla ama özür diliyorlar!!!
ve anlicanız benim hiçbir şeyim geri dönmüyor!!!şimdiye kadar geri dönen birkaç parça kıyafetim hariç...
bugüne kadar sinirlenmemem ağlamamamın tek sebebi o parçaların elbet geri döniceni düşünmektendi
elektronik eşyalarımın hiçbiri dönmedi
öyle akıllı bir hareketmiş ki gidip cüzdanımı ve pasaportu gidip almak temizlenmeden
allah bilir ne gelirdi başlarına
kaybettik özür dileriz....
çok üzgünler...
yeterince üzgün olabileceklerini hiç sanmıyorum
ama onlara öyke bir liste hazırlicam ki sahip olduğum hiçbir şeyi unutmadan
burdan milyoner olarak dönebilirim...
onca eşyayı nasıl kaybedersiniz ya ne yüzle kaybettik dersiniz!!!
ben sigorta şirketinin müşterisi olucam ne kadar sürerse sürsün dava açardım
kazanma şansı kesin!!!hatalılar kabul ediolar ve eşyalar dönmüyo
müthiş de para alırsın böle bi davanın üstüne
ama anlaşılan dava açma kısmı da masraflı ki böyle bir şey düşünülmüyo...
sinirliyim mutsuzum huysuzum...
napıcamı da bilmiyorum...
NOT:az önce aşağıda aile mektubunda(her ay yazmaya çalıştıkları ve aile hakkında bilgi veren e mail.gelenek haline gelmiş bence çok da tatlı bir gelenek herkes birbirinden ve neler olduğundan haberdar oluyo böylece:) benimle ilgili yazılmış yeri okuyorlardı o beni gülümsetti. Frank okuldaki ilk günümden bahsetmiş sonra da track için şunu eklemiş: Melike aynı zamanda track sezonuna başladı. Şimdiden sevdiğini söylüyor ama ne zaman gitse en zor antreaman çeşitlerinden biri olan hill practise( bildiğin iki tene böle uzun ve dik tepe alıosunuz böle bi aşğı bir yukarı en az 16 kez çıkıp iniosunuz koşaraktan) yapmaya karar veriyolar. anlicanız onu Türkiyeye göndermeye kararlılar. yazmış. duyunca çok güldüm:D:D:D
oooof...Burdan çıkarılcak bir ders bulun bana...en çok da tinky me üzülüyorum onu çok seviyodum...

22 Mart 2008 Cumartesi

Mission İmpossible:Prom...

eveet sonunda geldi çattı...gittimiz her yerde aynı konuşma...proma kimle gidicen proma ne giyicen hangi yakkabı makyaj nası ne olcak ne biticek...
Burdakiler için lisenin en önemli anı
bense takmıyorum ama nereye kadar...
dün başıma gelen Mathew ın ilginç hey senle takılmak çok eğlenceli harika sence'' mesajına iyide biz senle hiç takılmadık nerden bilion ki diye cevap verdikten sonra bugün başka bi şok(''evet biliyorum buara her gün kendi kendimle takıldığım için harika gerçekten de'' demek vardı Baka). benden bir yaş küçük kendileri ve şilili aynı zamanda şilide kızların bikini üstsüz gezdiği de duyumlanmış bir şey. yani gözlerinden tavırlarından ve halinden neyin peşinde olduğu belli oluyor...
hani derler ya ben beğenirim o beğenmez o beğenir ben beğenmem...elbet bigün bu iş karşılıklıya dönücek umutluyum...
bugünse telefonda Usuke den proma gitme teklifi aldım...Ya evet iyi bi çocuk insanlar onu biraz garip bulsa da çok iyi kalpli canayakın biri. ama insan proma şöle ne bilim ya hoşlandığı ya da acayip eğleneceği biriyle gitmek istiyo...Mesela Dan beni yanlış anlamicak olsa bir de kız arkadaşı olmasa ona sormaya bu kadar çekinmem onla giderim ve acayip eğleniriz dağıtırız bildiğin biliyorum çünkü. ama işin çıkma teklifi gibi algılanma yanı da var. ve ben bu arkadaşlıktan çok memnunum kaybedersem kendimi vururum felan çünkü şu okulda başıma gelen en iyi şey o. ve gerçek beni de Silvia dışında tanımış olan yanında rahat eğlenceli ve deli olabildiğim tek insan...
Anlicanız Uske ye eğer ikimiz de kimseyi bulamazsak ozamana kadar birlikte gideriz demiş oldum...Yani gidicek birini bulmak en azından aday bulmak şart oldu yani mission impossible başladı...sen bu koca 7 ayda sadece 1 tane erkekle doru düzgün arkadaşçıl ilişki kurabilmişken nasıl gidip birine teklif edebilicen?
yani yarın Dan e gidip durumu anlatıp bana birini bulmamız gerek bunu ancak sen yapabilirsin candostum hayat memak meselesi ocana düştüm vs demekten başka şans kalmadı...(can somebody translate these plis?)
Prom missionu resmen başlamıştır...
Zaten Mustafa abimizden izni de aldık bugün:D:D''İleriye gidip koca olarak almaya kalkuşmadukça fingürdeşmek serbest''.oldu Baka
en dehşeti oydu İlker ve Maho daha az korkutucu o sevimli teddy bear misali yüzlerinden olsa gerek.(yok bu yazıdan sonra birilerü benü kesün kesicek:D:D)Mustaf da abi tipi var şöle keserim haa tipli.Bi de Web camde gördüümden olsa gerek napıcanı açık açık sözle dile getürmüştü(Güneş abicimden sonra tabü...onu nası ikna edicez şöle nur yüzlü temiz bi Türk Müslüman evladı bulsaydık evelallah)(amaneeey)(Abi seni çok seviyom biliyormusuuuun:)
Resmi olarak Prom meselesi yoruma açılmıştır...
Ben napıcam yaaaaa:(:(
(daha pembe elbise bulmak da var Baka)

19 Mart 2008 Çarşamba

Okul Mu İşkence Mi?

Güzel başlık oldu tam rahs(roseville area high school) a uyan bi başlık bence:)
sonunda okulun ilk günü geldü çattı dediğim gibi kalkması çok zordu ama kalktık işte...ayaklarım geri geri gidiyodu nolcak ne biticek napıcam...aklımda herkesin bana söyleyip durduğu şeyler...hep filmlerde görüp durduğum o sarı garip otobüs geldi her zamanki gibi önümde durdu...artık serviste de konuşcak birileri var. Dalton bizim servisi kullanmaya başladı(dalgaya başlamayın aha aha daltonlar felan diye cidden komik diil (Baka) onun deli dolu enerjisiyle sabah sohbetleri güzel geçiyor. tek sorun fazlaca sıgara içtiğinden leş gibi sıgara kokması. okadar şaşırdım ki o kokuyu alabildime etrafım sigara içen insanlarla dolu olunca Türkiyede koku hissini ve o kendin de içmişsin gibi hissedişini unutmuşum çoktan. Cidden kendimi bi paket sigara içmiş gibi hissediyorum onun yanındayken. Bu da demek oluyo ki döndüğümde artık sigara içenleri özellikle kapalı ve benim bulunduğum ortamlarda hiç çekemicem...Duman dışarı gidiyo bahanersi suya düştü artık beyler bayanlar ben dönmeden bırakmaya bakın(anlayan anladı di mi?)Kendinizi düşünmüyosanız etrafınızdakileri düşünün biraz iğrenç bi koku ve tat cidden...
neyse sonra melül melül ilk olarak Calculus dersine gittim. orda herkes tanıdık zaten birlikte üçüncü dönemimiz. Öğle yemeğinde hep ordaki arkadaşlarla oturduğum için kafama bi soru oturdu Eyvah ben kimle oturcam bu dönem:S:S Cidden bir değişim öğrencisinin en büyük sorunu bu arkadaşlar. Öğle yemeğinde kiminle oturcan??? yaklaşık 600 kişiyle dolu bir yemekhane ve dolu dolu sana ezici delici bakışlar atan masalar düşünün...hani şu mean girls deki ilk sahne var ya kız tuvalete gidip yiyo yemeğini...eh ona yakın olarak düşünebilirsiniz ben tuvalette değil kütüphanede yemeği tercih ediyorum daha entellektüel:P
neyse sora ikinci ders geldi.Art. sınıfta fazlasıyla tanıdığım ortak ders aldığım insanlar vardı. Tek sorun daha önce konuşmadığımlar da olması. neyse 2 3 tanesi hoş sohbettiler. o ders de o şekilde atlatıldı
gelgelelim 3. derse...
bazılarınız Kelseyi anlatımlarımdan hatırlar. bu dramatic edebiyat oluncaaa bizim tüm ilk dönemki drama sınıfının benim arasına kaynayamadığım tüm insancıkları bu sınıfta yer almakta. Üstüne bir de Anna yı ekleyin...Kelseyi gördüğüm an zaten bittiğim andı (ya da öyle sandım) yapma abi ya şeklinde...Annayı ona çığlık atıp hey sen de burdasııın diye sarılırken görmek ikincil sarsıntıyı yarattı ...Bu ders ya kabus olucak ya de en iyi ders dedim kendi kendime...Eğer Anna arkadaşımsa bana arka çıkıcak bu insanlarla ben de sosyalleşebilicem ya da Anna beni tamamen bırakıp onlara yönelicek ben öle kalıcam...ilk gün birinciye yönelikti...
yani okadar güzeldi ki. anna var yok ben daha önceden tanıdığım herkese meraba diyo önüme gelenle konuşuodum Anna da neredeyse sürekli yanımdaydı konuşuyodu. Eh Kelsey hariç tabi...ona gülümsemek hiçbir işe yaramıyor benim durumumda Baka
öğle yemeğinde nerdeyse bütün sınıf birlikte oturdu. Trenton daha önce tiyatrodan tanıştığım çocuk da masada olunca konuşacak insanlar da oldu. B Öğle yemeğinin en kalabalık en neşeli ve en popüler masası bu masa...Ama bu masanın bazen iyi bazense özellikle Anna uzağa oturduğunda acayip sıkıcı ve delici bakışlarla geçiceği belli...Çünkü onun arkadaşı Adrien da orda benimse o masada aman adamım ya diyebilceim kimse yok sadece normal günlük konuşmalar onların konuşmalarınaysa katılmaya çalışmalar...ama o gün mekemmeldi diyebilirim size. tüm koşullar cuk oturuyodu. Kelsey de kendinden 3 yaş küçük ama belli ki aynı yaşta gösteren sevgilisiyle zevüşmekle meşguldü o yüzden sorun çıkmadı hihia:)
4. ders Forensics .Miss Mielke tam formunda giriyo bu derse ve sevdiği belli. yüzünden mutluluk okunuyo dersi anlatırken AP bio gibi stresli de değil. Dan le aynı sınıfta olucamız sınıf aynı zamanda bu forensics. Şu koca okulda en çok kimi seviyosun deseler bi Silvia derim bir de Dan. Aynı benim kafadan. Enerji dolu sevecen komik ve benim de deli çılgın çirkef sevecen yanımı tanımış ve sevmiş bi insan. O benle uğraşmayı seviyo ben de onla. Beni bilenler bilir...Kızlarla anlaşamam ama oğlanlarlayken kendimimdir rahatımdır ve çok eğlenirim.Nedenini hiç bilemedim bulabilenler bana söylesin...Mustafa benim özel bir tez olarak kendimi sunmamı tavsiye etmişti. Tıp dünyasının yeni gizemli keşfi... neyse Danle de öyleyim işte. O yüzden forensics accayip güzel geçicek biliyorum hatta geçmeye başladı bile. günün iple çektiğim saati o. Acayip eğleniyoruz lab bölümlerinde özellikle:):)
5. ders anatomi fizyoloji. hayatınızda görüp görebileceğiniz en garip dıştan baktınızda salak görünümlü ama aslında acayip bilgili ve zeki bir kadın olan Miss Ploetz la ders. Çok ilginç aslında. Bu kadın benden daha ilginç bir tez olur. ama anatomiyi bildiğin gerçek anatomi gibi işledimizi görmek bana gaz verdi. en çok tostuğum ders olma bölgesine oturdu bile:):)acayip işime yaricak TIP ta. daha şimdiden annemle yaptımız telefon konuşmasında yararlı bir şey olcanı işimi görceni(eğer öğrenirsem) görebiliyorum.
dersler bitince doğru üstünü değiş track e. hani aslında çok iyi insanlar ben nasıl aralarına giremedim diyodum ya. işte onu buldum. çok iyi insnalar ama bu yinede onların sadece kendi tanıdıkları guruplarlar sınıflarından arkadaşlarla konuşmalarını engellemiyo.sen 2 3 kelime konuşabiliyosun. ama kararlıyım bu kez çenemi hiç tutmicam konuş konuşabildiğince...kendime bi suç ortağı da buldum. Becky normalde konuşmaya pek yanaşmayan insan benim gibi koşuda sürekli arkalarda biz de birlikte koşup bolca kestirme kullanıyoruz eh suçu paylaşınca da bir ortaklık ve konuşma doğuyo doal olarak. ilk günüm onunla konuşarak bolca gülerek koşmakla geçti(bi de 7 kez in çık yapmamız gereken tepeyi 6 ya indirmekle ay napim ama ya ölüyoduk:D)
Özet
Art da berbat olsam, Hamleti Türkçe anlamazken İngilizce okumak zorunda kalsam, tek bir öğle yemeği masası takımından insan ilişkileri konusunda tez hazırlayabilicek hale gelmiş olsam, forensics için bilmediğim binlerce kelime bulmak zorunda olsam, anatomiyle birlikte tamamen yeni ve zor bir dil öğrenmeye başlasam, gene günde 6 km den az koşmadımız bir 2 saatlik idman dönemine girsem kısacası accayip tosbik ve sportik olmaya geri dönüş yaşasam da bu dönem 3 dönemin en ilginci ve de her şeye ramen de en güzeli olucağa benziyor. İyi kötü dengeli.Belki bu kez ayrı ayrı hepsiyle dans edip neden böyle olmuşuz nerelerde kaybolmuşuz aklımdaki soruların hepsini sorabilirim...Şebo dan alıntı bu da:P
Anlicanız Amerikada hayat son hızıyla devam ediyor...

Yeni Dönem Başlarken...


NOT:nekadar şişko göründüme dikkat çekme istiyorum. kilo almadım bunların hepsinin hormonlardan oldunu idda ediyorum (hyrr)bu john abicimle çekildiğim son fotocuk:)
evet sonunda tamamen anlamadığım bir dilde(latince) bir anatomi çalışmasına ara verip buraya bir şeyler çiziktirmenin zamanı geldiğine karar verdim. annem duyunca kaşları çatılcak ama haberleri almaya meraklı olduğu için çabuk unutcandan eminim:P
önceliklen yeni dönemin başlangıcıyla başlayalım
sabahın köründe kalkmak her zamanki gibi çok geldi..çok da kısa bir tatildi zaten California gezisi yarısından çoğunu aldı. iyki de aldı kalan dönemi evde aylak aylak gezinerek etrafa otobüs ve bisikletle ulaşma yolları bularak track sezonunda sefil olmamak için koşuya başlamayı deneyerek(valla başımda bi koç olmadan 6 km koşamıorum 2 3 felan bana yeter hatta fazla)bolcana tavuk suyuna çorba okuyup ruhumu tazeleyerek(evet bu kadar sefül ve sevgiye muhtacum) geçirdim. California kısmı hariç güzel değildi anlicanız. bir tek de bizim okulun spring breaki erken olmuş nedense. odamı toplayıp sonunda bahar temizliği yapmak heralde yaptığım tek hayırlı iş oldu. Amerikada insanlar evleri 3 4 aya bir temizliyolar. ben de bari kendi odama el atim dedim. yeni hedefim banyo şimdi artık bir tek bana kalmış olunca...
haftanın ilk olayı John un gidişi oldu...upuzun ama eğlenceli olacağa benzeyen bir yolculuğa çıktı. o gittiği her yere eğlenceyi bir şekilde götürür zaten:)öncelikle Endonezya'ya sonra Çin'e en sonunda da ben daha dönemeden burdaykene Franki de yanına katıp Türkiye İzmir den Almanya Berlin bisikletle tura çıkıcaklar. çok ilginç değil mi. bizim ülkede değil 70 yaşlarında 23 yaşlarında bile bu geziyi yapıcak cesaret ve forma sahip olan insanlar bulamayız. ama onlar gidiyor. bakalım nasıl olucak. keşke Ankaraya da uğrasalar ama planlarında yok şuanda. olcak gibi de durmuyor. John a veda etmek en zor şeylerden biri oldu. Onu Güneş abişim yerine koyduğum için hep(benimle uğraşan benim de onla uğraştığım ama gerektiğinde ciddi olarak da konuşabilidiğim, iğrendiğim bi oğlanı anlattığımda dövim mi gerek var mı diye soran biri olunca benzetmemek mümkün mü:):) bana burayı tanıdık yapan tek insandı. aşağıda müzik sesini gitar çalışını şarkı söyleyişini duymak hep beni gülümsetirdi. ne bilim bir abinin olmasının verdiği güven duygusu işte çok yabancı bir yerde. onu cidden özlicem özellikle son dönem evde daha az durmaya ve üniversiteleri gezmeye başlayalı neşesi iyce yerindeydi en çok da yemekler çok eğlenceli geçmeye başlamıştı.
son gününde Gutheri ye gidip bir tiyatro izlemek istedi. tiyatroda anlatılan çocuk aynı kendine benziyodu. izlememsi zevkliydi. sonra eve geldik onla koşuya gitmeyi çok istesem de zaten her zamanki gibi onun hızına uyum sağlayamazdım Ezgi de bizde olduğu için(calculuse yardım almak için)onunla zaman geçirdim. akşam oldu bu kez de o dışarı gidiyodu. sarılıp vedalaştık sabah kalkma sözü verdi çünkü ertesi akşam o gitmeden onu göremicektim okulda olunca. o kapıdan çıkana kadar el salladım sonra da odama çıkıp (odam şu anda herkese açık vaziyette olunca perde felan yok ordan da ben herkesi herkes beni görebiliyo. hala kabin olarak banyoyu kullanıyorum:D:D) el sallamaya devam ettim. içimden ağlamak geldi ama tuttum buraya geldiğimden beri kimse beni ağlarken görmedi görsün de istemem zaten(özgür kızı oynuyoz ya)
sabah her zamanki gibi kalkamadı con bey ben de odasına baskın düzenledim ''çok ayıp söz vermiştin'' şeklinde. o da sırıttı tabi:)kalksın diye zorlamadım sarılıp vedalaştım kendine iyi bak habersiz bırkama şeklinde bir de Türk usulü yanaktan öpücükle(burda daha çok kişiye öğretcem bu türk usulünü:D).içim buruktu giderken ama harika zaman geçiriceni biliyorum o yüzden hiçbir ititrazım yok gitmesine. eğer bir gün buralara dönersem ziyaret ederim onu Teksas daki yeni okulunda. Umarım her şey gönlünce olur:)

17 Mart 2008 Pazartesi

Yeniden Ve Yine Merhaba

bu şekilde blog yazısı yazmanın günlük yazmaktan daha kolay olduğunun farkına vardım. ayrıca bu şekilde msne giremesem de sizleri de hayatımdan haberdar etmiş oluyorum. umarım beğeniceksiniz. yangından sonra o eski günlüğüme devam etmek istemedim ayrıca bu googleın olunca daha güvenilir ötekinde fazla reklam ve gariplik vardı...zaten conun bloğuna girdiğimde şok üstüne şok yaşadım ana ismimi nerden biliosun e be blog hey e mail adresimi de biliyo nası yani ya şeklinde bu blog googleın uzantısıymış meğer. neyse açıkçası mutlu oldum internete yazmak çok daha kolay...bazı özel şeyleri gireri sadece günlüme bu her şeyi daha da kolaylaştırıcak:):)
tekrardan selam hepicinize
hepinizi çok ama çok özledim:):)